Bir kaç hafta önce bende bir öksürük başladı, düşman başına, nefessiz kalıyorum bildiğiniz. Nefessiz kaldığım bu anlardan birinde beynime kaç saniye oksijen gitmedi bilmiyorum. Öyle bir şey ki ağızdan da nefes alamıyorum, tüm borular tıkalı sanki. Öksürmeye korkar oldum “Yine tıkanacağım.” diye; çünkü başına gelen varsa bilir, dünyada bundan beter ve korkunç bir his yoktur.

Meğer bronşit olmuşum.

Çevrenizde mutlaka balık tutmayı seven birisi vardır. Kimi hobi olarak sandalıyla açılıp kafa dinlemek için, kimi de ekmek parası için balık tutar. Hani balık sudan çıkartıldığında ne yapacağını bilmez hâlde sağa sola zıplar ya, oksijensiz kaldığından öyle davranıyor aslında. Bunu yetişkin hayatımın uzun bir süresi boyunca bilsem de hiçbir zaman gariban balığın can çekiştiğinden kıvrandığını algılayamamıştım. Yani benim bronşit sayesinde yaşadığım korku filminin aynısını, balıklar da avlandığında yaşıyor.

Avlanmanın “spor” olarak görüldüğü bu zamanda, “3-5 küçük balığı avlasam ne olur ki?” diye düşünüyor olabilirsiniz; ancak bu cümlenin aynısını tavşan avlayan da, ceylan avlayan da, tilki, yabani domuz, ayı vs. avlayanlar da kuruyor.

Bir şeyin “spor” olarak adlandırılması için, her iki tarafın da “oyunda” olduğunu bilmesi gerekir.

Aslan ceylanı avlarken “spor” değil, “doğanın kanunu” diyoruz; ama insan ceylanı avlarken “spor” oluyor. İnsanların hayvanları avlamasına “doğanın kanunu” diyecek birinin çıkacağını da sanmıyorum; zira doğal koşullarda insan, bugün silahlar sayesinde rahatça avlayabildiği hayvanların çoğunu avlayamazdı.

Bu yazıda, sıkça gündeme gelen ve pek çok insanın üzüldüğünü ifade ettiği, soyu tükenme tehlikesi yaşayan hayvan türlerine değinmeyeceğim, çok uzatmak istemiyorum. Sosyal medyada çeşitli kampanyalara imza atılıyor, “VİCDANSIZLIK” diye bas bas bağırılıyor. Süper, tamam; ama çoğumuzun aşina olduğu, bazılarımızın sıkça karşılaştığı Asya’da, Afrika’da değil de vatan dediğimiz topraklarda yaşayan ve “soyu tükenmiyor” diye düşünüldüğü için rahatça öldürülen hayvanlar ne olacak? Öyle ki bugünün soyu tükenmiyor diye düşünülen hayvanları bu hızla avlanmaya devam edildiğinde çok yakında soyu tükenmekte olanlar listesinde yerini alacaktır.

Avlanmak 100.000 yıl önce insan besininin en önemli kısmıydı belki de; ancak bugün “eğlence” adı altında masum canlılara karşı uygulanan vahşetten başka bir şey değil. Birçok hayvan, avcılar tarafından öldürülmeyip yaralı bırakıldığı için uzun süren, acı verici ölümlere maruz kalıyor. Avlanmak aynı zamanda hayvanların göç etmesine ve aile yapılarının yıkılmasına yol açıyor. Mesela avcılar, kurtlar gibi tek çiftli ve grupla hareket eden hayvanlar için tamamen bir felakettir ve bu tür toplulukların yok olmasına sebep olabilirler.

Ceylan avcılarının çok sevdiğim bir argümanı var, “Avlamasak nüfusları aldı başını gidecek, doğanın dengesini korumak için öldürüyoruz.” Abilerimiz nasıl fedakâr, nasıl kendini asla ve asla düşünmeyen doğa askerleri… Ne yazık ki bu ceylan nüfusunu çok resmi şekilde takip eden abilerimiz, kaç tane ceylanın esaretle yetiştirilip sırf avlansın diye doğaya bırakıldığını, dolayısıyla o nüfus sayısında inanılmaz bir artış varsa bile bunun sayısının insan kaynaklı olduğunu bilmez.

Kaldı ki ekosistemin bir dengesi zaten var; ancak bu dengenin işleyebilmesi için dengeyle oynamamak gerekir. Hayvanlar birbirlerini avlarken bu sistem kusursuz işliyor; ancak avcılar güçlü, büyük, dirençli, sağlıklı hayvanları öldürüyor. Bu şekilde hayatlarını yitiren hayvanların kendi nüfusları için büyük önem taşıdığını unutuyoruz. Hayvanlar arasında aşırı bir nüfus artışı meydana gelse bile, doğa tekrar bunu bir düzene sokuyor. Açlıklar ve çeşitli hastalıklar trajik olabilir; ama bunlar, sağlıklı ve güçlü hayvanların hayatta kalmalarını sağlayacak, sürülerini ve ya gruplarını tekrar oluşturacak doğal yollardır.

Merak Balota

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin.
Lütfen isminizi girin.